Trans Kaçkar Trans Yayla Maçahel Trans Altıparmak  
Doğu Karadeniz Yaylaları Gürcistan Özel ilgi ve tailor made turlar:  Botanik-Fotoğraf-Yaban Hayatı

 Mail yolla  Favorilere ekle

         englishDeutsch

       bize ulaş e-broşür ekran koruyucu bukla hakkında haritalar videolar üyelik

Fauna
Flora
Yöre Bilgisi

www.bukla.com
www.climbararat.com
www.butiktur.com
www.buklashop.com
www.kutupayisi.com

Fotoğraf arşivi
Yorumlar
Hakkımızda

SİZDEN GELENLER 

tekrar merhabalar...

evet, yine ben, Reyhan... Tahmininiz  üzere, Doğu Karadeniz Yaylalarına, aynı sezon içinde,
 
ikinci kez gittim. Bazılarınız bunu anlayamayabilir...
Fakat, benim gibi, doğup, büyüdüğü yerler parsel parsel, tüketim azgını , gayri-meşru doğmuş bir
 
kültüre , adeta  bir ayıp örtme  telaşıyla , sus payı  verilmiş , kendisine , medeniyetin ilk koşulundan,
 
yaşama hakkına saygıdan --ta ki toprağına kadar-- başlayarak , yeniden  dirilişi bulabileceği ,bir dünya
 
arama ihtiyacı  duyanlar , zannediyorum onlar , beni anlar.
 
    Ben , oralarda , yaşam hakkına saygıyı `, toprağından bulutlarına kadar gördüm...
 
    Sert yamaçlarda dimdik görkemiyle ürküten ağaçların , güneşe sıcak gülümseyişlerini gördüm...
 
    Ve yol açmak için yarılan bir toprakta , o heybetli ağacın, toprağına sahip çıkışını ...
 
    dağların zirvelerinden , hiddetli bir telaşla inen akarsu dalgalarının , birbirlerine uyguladıkları ,
 
    şefkati gördüm...
 
    Ve hayal mi, gerçek mi tanımlayamadığım bir ormanda gezerken birdenbire  karşımıza çıkıveren
 
    sihirli kırmızı mantarları...
 
    Ve sarhoşluğumuzun son demlerinde , Karadeniz türkülerinin yağmurunda ,
 
    Karadenizin toprağına , sızdığımızı...
 
    İşte  bütün bunları yaşadıktan sonra , insanın en büyük dileği ne oluyor biliyor musunuz?
 
    Oralara , geri dönmek...
 
    Geri dönüp , onca erdemden nasiplenmiş oraların insanına karışmak...
 
    Ve oradaki insanlarca , anlaşılmak , keşfolunmak...
 
   
    Bana, bu duyguları öğretenlere ,   teşekkürler...
 
 
           
                                                                     Reyhan Eren Kılıç  5--12 Eylül 2004 turu
 
                                                                     Doğu Karadeniz Yaylaları 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Okan,
Biz Kaçkarlar dan dün gece döndük. Bülentin orda kaldığını biliyorum, ama yine de bir mail atıp kendisine ve buklaya teşekkür etmek istedim. Her yas, her cins, her türlü değişik kondisyon  ve tecrübe de 9 kişilik bir grubu ciddi bir rotadan Kaçkar zirvesine ve oradan da Aydere bir hafta içinde başarı ile götürmesi ciddi bir başarıydı. Rehberliğe ilaveten bu yolculuk sırasındaki candan çalışması, her an yardıma hazır olması, çadırların kurulup toplanmasında herkese yardım etmesi ve de lezzetli yemekler yapması da işin ilavesiydi. Kendisine ve buklaya benden candan bir teşekkür. Bir başka turda buluşmak dileğiyle.
Çok sevgiler,
Ahmet
Merey (05-12 Eylül 2004)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Merhaba,

 

Annemle birlikte Doğu Karadeniz’e gitmeyi çok istiyorduk. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile BUKLA’yı seçtik. Unutamayacağımız, rüya gibi bir hafta geçirdik. Anlatabileceğimi sanmıyorum, yaşamak lazım.

 

Belki inanmayacaksınız ama günlerce, gözlerimizin önünden o muhteşem manzaralar, kulaklarımızdan tulum sesi ve türküler silinmedi. Kuşpuni’nin ev sıcaklığını, Manolya Hanım’ın, Refah Bey’in, Ali’nin, Hevva ve Ayşe’nin misafir perverliğini hiç unutmayacağız. Rehberimiz Alp ise güleryüzlü, işini seven, herkese karşı duyarlı, dikkatli, neşeli, kısacası mükemmel rehber ve iyi bir insan. O’nu tanımaktan çok mutlu olduk.

 

Gerçekten 7 den 70’e herkesin katılabileceği bu organizasyon için başta Bukla ve Alp olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkürler...

 

Diğer organizasyonlarda tekrar buluşmak dileğiyle hoşçakalın..
 

Dilara Yılmaz

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Okan,

Son dönemlerde ‘Şezlonga havlu bırakmaca’dan , ‘Açık büfeden çatlayıncaya kadar yemeceye’ kadar bir çok aktivite barındıran sıkıcı tatiller, görüş alanımı o kadar bulanıklaştırmış ki, yanı başımda duran gerçek alternatifleri göremez olmuşum. Hayatıma Bukla girdiğinden beri tatiller benim için farklı bir anlam kazandı… Artık ne istediğimi daha iyi biliyorum. Benim için tatil, hücrelerim dinlenince değil, zihnim boşalınca tatildir… Yine her anıyla çok keyif aldığım bir tatili yaşattığınız için başta Bülent olmak üzere sana ve organazisyonda emeği geçen diğer arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Belki bahsi geçmiştir, program sırasında zirvede bozulan hava koşullarından ben de çok etkilendim. Hipotermia özellikle 4-5 kişiyle birlikte beni de vurdu. Çadıra kendimi nasıl attığımı bile hatırlamıyorum. Tam da bu süreç boyunca Bukla’nın farkını ortaya koyan, ‘önce insanım sonra tüccar’ bakış açısını tüm çıplaklığıyla hissetmek güzeldi. Rahatsızlığım boyunca bütün sıcaklığını yansıtan, moral motivasyon konusundaki desteğini esirgemeyen özellikle Bülent ve Ömer’e ne kadar teşekkür etsem azdır.

İptal olmuş olan bir programı (Kısa Kaçkar) benim için düzenleneme nezaketinde bulunduğunuz için de ayrıca teşekkür ederim.

Sevgilerimle, 

İhsan ÖNDER 22-29 Ağustos

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Okan merhaba,

Umarım iyisindir, isler yolundadır…Ben yazacağım yazacağım dedim ancak yazabildim…

Bunlar benim içimden gecenler……. Hayatımda ilk defa tatile çıktığımı sanmayın vallahi, bu kadar etkilenmemin nedeni

Karadeniz'in beklentilerimin çok üstünde çıkması – doğası , havası , insanları….- birde benim yıllardan beri bu kadar kafamı boşaltıp, bu şehir yaşantısından tam anlamı ile uzak bir tatil yapamamamdan kaynaklanıyor.

Arkadaşım birde mantalite meselesi…. Burada Bukla nın rolü çok büyük inan ki…..bir dünya tur firması gidiyor ama siz farklısınız. Emininki her hafta donen gruplardan acayip güzel, olumlu tepkiler alıyorsunuzdur…..insanlar bir gaza geliyorlar, saha kalkıyorlar sonrada zaman içinde normale donuyorlar değil mi…

Böyledir bu isler….doğru….ama ben kendi adıma biraz daha farkli düşünüyorum…..

Benim için önemli olan benimle ayni çizgide veya çok yakın çizgide insanlarla yürümek ki Bukla da bu konuda onaylandı…

Yaşasııınnnnn , dostlar sağ olsun……….

Ben kendi dostlarıma , is arkadaşlarıma , yaklaşık bi dünya insana..!!! (biraaaaz  geniştir de çevrem…J) asağıdakı yazıyı postaladım bile…..hele karşılıklı görüştüğüm insanlara sözlü anlatımlarım sonuncunda ( hafif baygınlık geçirdiler ama olsun inatla ı..) millette bir karadeniz telaşı başladı….umarım sonuç çıkar…
 

Birazcık aklı olan herkesin dikkatine……….
Yasadığınız şehirde, işyerlerinizde, evinizde hayat üstünüze mi gelmeye başladı..?
Yüzünüz çoğunlukla asık sürekli telaşlara doğru koşup, zamanı yakalamaya çalışmaktan yoruldunuz mu..?
Gırtlağa kadar teknolojiye batmış bir vaziyette, duyularınızın yerini antenler ve usb port larmı almaya başladı..?
Kendi içinize baktığınızda özünüzü göremiyor ve tam bir konservatif şehirli olduğunuzu düşünüp ,
Geçirdiğiniz evrimden azda olsa rahatsızlık duyuyor ve elinizden bir şey gelmiyor mu..?
Kendinizi şehirin betonları arasında ezilmiş bir Ağustos böceği gibi hissedip, rüzgara-çiçeklere-çıkarsız tebessümlere
Arada bir de olsa özlem duyuyorsanız !!!! iste ZAMANI GELMİŞ demek ki………
Çıkın kalıplarınızdan, cesur olun biraz ve macera diyin kendinize ……ÇOK KOLAY…….
Hemen BUKLA TUR a gidin….kafanızda bir program bir önyargı olmadan …..
BUKLA'nın doktorları…J size en uygun reçeteyi yazacaktır hemen….. bu garantili bir reçete…..!!!!
Mesela benimkinde ( TRANS YAYLA ) neler vardı…:
İki adet dünya iyisi rehber, çok iyi hazırlanmış bir program, benim gibi düşünen bir avuç insan ( yeni dostlar )
Rize'nin, Artvin'in muhteşem havasında ( 100 % oksijen !!! ) kah güneşli kah sisli ama huzurlu sabahlara uyanmak…..
Basit ama olağanüstü lezzetli, iştah açıcı koy kahvaltıları, yöre yemekleri, zevkle yenen azıklar ve açılan iştahlar.!!!!
Masallar diyarında uzun yürüyüşler, her adımda tadı damağınızda kalan dereler, insan eli değmemiş araziler…..
Göz alabildiğine Ladin ormanları içinde kendinizi tabiatla özleştirmek, bir peri masalında Peter Pan ile uçmak kısaca….
Renklerin güzelliğini, doğanın dostluğunu, çiçeklerin neşeli cümbüşünü, sessizliğin huzurunu, yeniden nefes almayı ,
Gerçekten beş duyuyu da kullanıp yeniden İNSAN olmayı hatırlamak en derininden………..
Suda yansıyan aksinizde gözlerinizin parıltısını görmek, parlayan cildinizden, size teşekkür eden bedeninizden keyif almak….
Gecenin 23 00 de bir tulum sesiyle sokağa fırlayıp, içiniz kıpır kıpır tanımadığınız bi dünya gülen yüzle horon oynamak..
Uzun yürüyüşlerde kendinizle rekabetiniz!!!! Ve başarmanın zevki…bu arada sadece internette , takvim yapraklarında gördüğünüz  muhteşem dağların sislerle yaptığı tango ve bir dönemecin ardından çıkan masmavi bir gol…..
Ve 3300 metre yükseklikte içinizdeki bütün yükleri, sıkıntıları avaz avaz bağırıp HAFİFLEMEK……
Tanımadığınız bir yayla sakinin önünden geçerken içten bir gülüşün , iki çift lafın ,bir bardak çayın dünyanızı değiştirmesi en parıltılısından………
Bir kaç günün sonunda derelerle akmak, sislerle dansetmek, kuşlarla uçmak, ateşböcekleri ile yanıp sönmek, kah bir tas olmak , kah bir ağacın yemyeşil dalı olmak……….
Sonunda bir bakıyorsunuz ki……. Hafifsiniz, mutlusunuz, vizyonunuz değişmiş, yasamaktan zevk alıyorsunuz ve kendinize bir merhaba demektesiniz……

VE en önemlisi en çabuk sekli ile bir daha bu turu ne zaman yaparım diye planlar yapıyorsunuz……

Kendinizi bulmak, hatırlamak için sadece bir hafta verin en azından, çok şey değişecek hayatınızda………
Dolu dolu donun, mutlu mutlu gülümseyin, KARADENİZ'E bir şans tanıyın mutlaka ama BUKLA ile ki……
O zaman anlarsınız dünyadaki pek çok ülkeden, pek çok diyardan daha keşfe değer ve daha OLAĞANÜSTÜ……
Olduğunu…( Ben başka ülkeleri de gezdim ama Karadeniz masalı en güzeli )

Arkadaşlar sesime kulak verin tek kaybınız sadece bir hafta olur ama kazancınız BİR ÖMÜR BOYU MUTLULUKLA HATIRLAYACAĞINIZ ANILAR, KAZANILMIŞ DOSTLUKLAR VE KENDİNİZ……..

Sevgiyle kal, görüşmek üzere,

Gülay  Taylan

08-15 Ağustos 2004 Trans Yayla

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Merhabalar,

 
      Ben Reyhan, acemi bir doğa tutkunu olarak ilk ciddi doğa yürüyüşüm Doğu Karadeniz Yaylalarınaydı.
      Klasik, her türlü hizmetin, katılımcısını inaktif, tembel bir tatilciye çevirip, her seferinde kilo aldırarak döndüren güney tatllerinde aradığı mutluluğu bulamamış, hatta en lüksünde bile hiçbir kusur bulamadığı halde, hüsranı yaşamış olan ben, uzun, çooook uzun zamandır bir başıma, yapayalnız, toplumun duyarsızlığı sayesinde,  çaresiz , hasretini  için için çektiğim doğaya dönmemin, zamanın geldiğini düşünüyordum.....
 
     Doğaya, doğanın kanunlarına en çok saygı gösteren bölgemiz olan Karadenizi anavatanım ilan ediyorum! Yani , İstanbul'da sürgündeyim.
 
     Karadenize vardığımda, ve tur boyunca, Bukla'nın ve rehberlerinin --burada katılımcı arkadaşlarımın hakkını da yiyemem--  bir doğal yetenek olarak sahibi oldukları "kökten  gelen mania"ları benim enerjimi epey bir artırdı.  Kendimi, doğaya değer veren insanların yanında olmakla hafiflemiş, çoğalmış ve güçlenmiş hissettim. Benim adrenalimi, güneş değil, bunlar artırdı.
    
     Netekim de, benim aldığım gücü tura dört buçuk yaşında çocuğuyla tek başına katılan bir bayan olarak arşivlerinizde yer vererek tarihin sayfalarına altın harflerle yazdırmanızı ümit ediyorum.
 
     Bukla'nın ve rehberlerinin --aslında ayırmamak lazım--  tükenmez enerji ve neşeleri bize dağları düz etti ... Burada, rehberlerimiz  Alp ve Muhammed'e
 
    Buklamania ekibine,
 
   İnsanlık onurundaki doğanın yeri adına;
 
   teşekkürler.......

Reyhan Kılıç

--------------------------------------------------------------------------------

Merhaba uşaklar :)) ,
 
Baktım kimseden ses çıkmıyor, arayı soğutmadan bişeyler yazayım dedim.
 
Çarşamba akşamı ben, Özden ve Gülay Harbiye Açık Hava Sahnesi'ndeki "Hey gidi Karadeniz" konserine katıldık. Deyim yerindeyse "ortalık yıkılıyordu". Ben hiç böyle türkü söylediğimi, eğlendiğimi hatırlamıyorum. Offf..., harikaydı. Doğrusu bu konser bir haftalık yayla hayatının üzerine cila oldu.
 
İstanbul'daki arkadaşlarla Eylül sonu gibi bir haftasonu kampı planımız vardı. Bu yüzden irtibatı koparmayalım lütfen; tabi İzmir'dekilerle de... :)
 
ve son olarak bu turdaki herkese...
 
Sadece hayvanların ve delilerin çıktığı :)) yerlerdeki güzellikleri bizimle paylaştığınız ve bunları koruduğunuz için, 
 
Kalori bombası kumanyalar, çerez ve çikolatalara rağmen kilo vermemizi sağladığınız için, :))     (iki kilo içerdeyim :)) )
 
Bir yöreye ve insanına yürekten bağlanmak için orada doğup büyümenin şart olmadığını öğrettiğiniz için,
 
Tadına doyum olmayan arkadaşlıkların kurulmasına vesile olduğunuz için,
 
Hoş sohpetleriniz, paylaştığınız anılarınız ve fıkralar için,   
 
Gösterdiğiniz anlayış, ilgi ve dostluk için,
 
Hayatımın en güzel kesitlerden birinde yer aldığınız için,
 
ve
 
Henüz ayrılmadan kendinizi özlettirdiğiniz için
 
TEŞEKKÜRLER...
Herkese kucak dolusu sevgiler. İyi ki varsınız.
08.08.2004-15.08.2004 Trans Yayla Turu'ndan Şenay Varnalı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bülent Merhaba,
Şu anda turda olduğunu biliyorum, ama biz henüz yeni dönmüşken ve tatilin
keyfini içimizden atamamışken bu maili yollamak istedim.
Geçtiğimiz hafta, her dakikasını yürekten hissettiğim, temiz havasını
soluyup, soğuk suyundan içtiğim, insanların samimiyetini  içimde hissettiğim
harika bir Karadeniz rüyasıydı benim için. Bozulmamış doğanın, güzel ve
içten insanların bir yerlerde yaşadığını görmek öyle mutlu ettiki beni.
Her şey için çok teşekkür ederim sana. Ömer, ve Şaban'ada  tabiki..
Hepinize, Bukla'ya çok teşekkürler tekrar.. İnşallah başka turlarda da
görüşmek üzere..

Selamlar
Özden...
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Merhaba,

Hayatımda geçirdiğim en güzel tatillerden biri olan Doğu Karadeniz Yaylaları turunuz için emeği gecen herkese teşekkür etmek istiyorum.Bölgenin kültürel zenginliği, doğal güzelliği, neşesi ve güzel insanlarının yanısıra, kaldığımız yayla evi Kuşpuni çok doğru bir secimdi. Bizlere çok sıcak ve güleryüzlü bir ortam sundular. Kendimi evimdeki kadar rahat hissettim.
Rehberimiz Sinan mesleğini hakkıyla hatta fazlasıyla yerine getiren biri. Hem cok donanımlı hem de işini severek yapıyor. Grubun isteklerine karşı çok duyarlı ve düşünceli.
Ayrıca DKY-4 grubundan biri olarak uyumlu bir grup olduğumuzu düşünüyorum. Birbirimizi çok sevdik ve iyi anlaştık. Ortak karar almada hiçbir sıkıntımız olmadı ve herkes bu güzel tatilin tadını çıkardı.
Böyle güzel bir ortamı bırakıp İstanbul'a, iş ortamına geri dönmek biraz zor olsa da belki baska bir rotayla Doğu Karadeniz'e tekrar gideceğime kendi kendime söz verdim... Bukla'yla tabi ki...

Hepinize teşekkürler...Sevgiler
Yasemin Olgunöz
---------------------------------------------------------------------------------
Hayatımda unutmadığım belli başlı tatiller olmuştur. Doğu Karadeniz Yaylaları tatilim de bunlardan biridir. Herşeyiyle mükemmel geçen dolu dolu bir tatil..Neden bahsetsem, nereden başlasam bilemiyorum.
Doğa,manzara, yeşil, mavi, şelaleler, su sesi, dinginlik, sessizlik,dostluk, sevgi, keyif, yorgunluk, eğlence, mükemmel lezzetler, çiçekler ve aklıma şu an gelmeyen neler neler..HEPSİ VARDI...
15 kişilik grubumuz tam anlamıyla süperdi. Bizleri şarkılarıyla - oyunlarıyla yaylalarda, yollarda, akşam yemekten sonra her ortamda mest eden değerli öğretmen grubumuza ve diğer tüm arkadaşlara teşekkür ederim.
4x4 rehberimiz Sinan'a , Heva Abla'ya, Ayşe'ye, Manolya Abla ve eşine, Ali ve Alp'e, Okan Yenigün'ün annesi ve diğer akrabalarına, sabah şarkısı ile bizi uyandıran köyün delisine kısaca emeği geçen, sevgi ve dostluklarını paylaşan tüm ekibe çooooooooooook teşekkür ederim.
Yemekleriyle, şarkılarıyla, horonuyla  1 hafta boyunca Karadeniz ruhunu içimizde hissettik..
Daha nice güzel organizasyonlarda buluşmak ümidiyle..

Seviye Ünal (11-18 Temmuz 2004 haftası grubundan)
---------------------------------------------------------------------------------

Dogu Karadeniz Yaylalarından dün gece döndük. Unutamayacağımız bir tatil geçirdik.  Size ve tüm Bukla ekibinize çok tesekkür ederiz. Özellikle rehberimiz Alp'i çok sevdik. Basaıilarının devamını dileriz.
Tekrar görüşmek üzere,
 Vickers ailesi,Lale, Adrian, Reyhan 

---------------------------------------------------------------------------------

Kuşpuni Dağ Evi 1-8 Ağustos Sakinlerine Merhaba,

Fethiye'den selamlar, Ayder'in serin ve kuzineli akşam üstlerinden sonra, doğal kuzineli Fethiye'de pişiyoruz.
Ciddi uyum sorunları yaşıyoruz. Ada Ölüdeniz plajında  "bacılar" şarkısını avazı çıktığı kadar bağırarak söylüyor - sus diyoruz susmuyor, Ayşegül akşam yemeklerini sıcak çorba ile başlatıyor. Taner laptopunu herkesin kucağına koyup silah zoru ile fotograflara baktırıyor. Akşamları Fethiye çarşısında Sinan'a bandana arıyoruz. 
Yani, ailecek zor durumdayız.
Mesajlarınız bizi biraz olsun rahatlattı
Ya buraya gelin ya da yazmaya devam edin!......
Hepiniz öpüldünüz,
Sevgiler
 
Güvenir Ailesi

---------------------------------------------------------------------------------

Öncelikle hayatımın en güzel tatillerinden birini geçirdim çok teşekkürler.
Benimle birlikte gelen arkadaşlarım defalarca teşekkür ettiler , iyi ki
böyle birşey planlamışsın , iyi ki Karadeniz'e geldik diye. Bukla da beni
hiç mahçup etmedi gerçekten...

Alp , muhteşem bir rehber. Bizi kendi fındık bahçesine bile götürdü ,
programı çok güzel ayarladı , hep uygun zamanda uygun yerdeydik.

Sinan'a göre daha deneyimsiz olduğunu hatta tek başına sorumluluk aldığı
ikinci grubu olduğumuzu öğrendim ama asla fark edilmiyordu. İnanılmaz
eğlendik , hayatımda hiç bu kadar gülmemiştim. Gerçi bizde oldukça neşeli
bir gruptuk ve sanırım bizde tura renk kattık :-)

Alp bizi özlüyor olmalı :-) Önümüzdeki yıl yine benzeri bir şeyler
yapacağımız neredeyse garanti gibi ... Tüm arkadaslarıma anlatıyorum bu
güzel tatili , fotoğrafları görenler zaten hayran oluyorlar. Herkes
dinlendin mi diyor , ben elektriğimi attım diyorum çünkü bedenen çoğu zaman
yorulduk ve bu çok keyifliydi. Bu tatili önerdiğim kişiler umarım size
dönerler.

Habibe Kılıç

---------------------------------------------------------------------------------

Herkese merhabalar!

Burcu arkadaşımın ağzına sağlık valla...
Bizler her biten tatile üzülürüz ama bu tatil gibi unutulamazlar listesine
giren azdır sanırım.  
Pazartesi günü ise geldiğimde sadece birkaç saat uyumama rağmen, tadı
damağımda kalan tatilimizi herkese anlatma ihtiyacı duydum. Her ne kadar
bazı iş arkadaşlarımdan "sen deli misin? deniz kenarında yatmak varken,
rahat mi battı? ne isin var dağların tepesinde?" benzeri yorumlar duysamda
böyle bir tatili her önüme gelene şiddetle tavsiye edebilirim. Tabii ki
herkes bizim gibi rehberimiz Sinan + eğlenceli grup + ADA + bol kahkaha
kombinasyonuna sahip olmayabilir. :) Teker teker geldiğimiz bir yerden büyük
bir arkadaş grubu gibi ayrılmak ayrıca cok güzeldi...
Kuspuni'nin rahatlığını, kuzine başı muhabbetlerini, Manolya Abla'nın
sohbetlerini, Heva abla'nın hazır cevaplığını ve hayatımda yediğim en güzel
şekerparelerini (tarifini alan var mı???), Ayşe'yi, coğumuzla aynı yaşta
hatta daha genç olmasına rağmen hemen "abi" eklemesini yaptığımız Kemal
abi'yi, Sivaslı(!) rehberimiz Sinan'ı, sarki repertuarımıza "Bacılarrr" adli
türküsünü katan Şişman Ahmet'i kolay kolay unutmayacağımız kesin!
Ayrıca bizim aklımıza girip böyle bir tatil yapmamıza sebep oldukları için
Burcu ve Coco'ya ayrıca çok teşekkürler!
Görüşmek üzere!!

Yasemin Willars

---------------------------------------------------------------------------------
 

Tatiline devam edenler veya yoğun, yorgun bir 1 haftadan sonra işine
başlayanlar: Herkese selam olsun....
Biz Karadeniz'den döndük ama kalbimiz orda kaldı. Çektiğimiz resimleri
nerdeyse sokaktaki insanları çevirip onlara da göstereceğim. Ama bu
deneyim gerçekten anlatılmaz YAŞANIR.... Biz de tesadüfen şanslı olanlardanız
çünkü yaşadık, hem de 7'den 37'ye çok keyifli bir grupla... Rehber'imiz Sinan bu
1 hafta süresince bizi engin doğa, yöre ve gelenekleri bilgileriyle donattı, o bölgeye özgü ANLAMLI şarkıları üşenmedi-yorulmadı-çalıştı ve öğretti, yanımızdan bir an olsun ayrılmadı ve bu turu gerçekten unutulmaz kılan inanılmaz fotoğraflara imza attı.

Ada Çiçek, grubumuzun en genç ve dinamik üyesi, 7 yaşında;  Kavrun'a çıkarken ısırganların saldırısına uğrayarak geri dönmek zorunda kaldıysa da dayanıklılık konusunda üzerine tanımıyorum. 8.8.2004 Pazar günü Heva Abla'nın Laz Böreği eşliğinde hazırladığı doğum günü partisine katılmaktan çok mutlu oldum. Nice 7-17-27...-97.... yaşlara (Heybeli) Ada'cığım...
("Lütfen Bayım, Lütfeeen, Lütfeeeenn..." "Bayım size baba diyebilir miyim Lütfen babaaaa"....)
 Yorulduk, terledik, tırmandık, yuvarlandık, derelerde ve yağmurlardaslandık, klasik ama EXCLUSIVE bir Doğu Karadeniz yaptık.
 
 Emeği geçen herkese, Kemal Abi'ye, Sinan'a, bizi evimizde hissettiren tüm Kuşpuni Pansiyon ekibine Manolya Abla, Refah Bey, Ali, Heva Abla ve Ayşe'ye, tüm bu güzellikleri bütünleyip bize sunan Bukla ekibine KOCAMAN TEŞEKKÜRLER.
 
 Burcu TEZCAN SENGÜN (1-8 Ağustos 2004 haftası)
 Farimex SA Istanbul

---------------------------------------------------------------------------------
Tatiline devam edenler veya yoğun, yorgun bir 1 haftadan sonra işine
başlayanlar: Herkese selam olsun....
Biz Karadeniz'den döndük ama kalbimiz orda kaldı. Çektiğimiz resimleri
nerdeyse sokaktaki insanları çevirip onlara da göstereceğim. Ama bu
deneyim gerçekten anlatılmaz YAŞANIR.... Biz de tesadüfen şanslı olanlardanız
çünkü yaşadık, hem de 7'den 37'ye çok keyifli bir grupla... Rehber'imiz Sinan bu
1 hafta süresince bizi engin doğa, yöre ve gelenekleri bilgileriyle donattı, o bölgeye özgü ANLAMLI şarkıları üşenmedi-yorulmadı-çalıştı ve öğretti, yanımızdan bir an olsun ayrılmadı ve bu turu gerçekten unutulmaz kılan inanılmaz fotoğraflara imza attı.

Ada Çiçek, grubumuzun en genç ve dinamik üyesi, 7 yaşında;  Kavrun'a çıkarken ısırganların saldırısına uğrayarak geri dönmek zorunda kaldıysa da dayanıklılık konusunda üzerine tanımıyorum. 8.8.2004 Pazar günü Heva Abla'nın Laz Böreği eşliğinde hazırladığı doğum günü partisine katılmaktan çok mutlu oldum. Nice 7-17-27...-97.... yaşlara (Heybeli) Ada'cığım...
("Lütfen Bayım, Lütfeeen, Lütfeeeenn..." "Bayım size baba diyebilir miyim Lütfen babaaaa"....)

---------------------------------------------------------------------------------

Sayenizde anlatmakla bitiremeyeceğimiz bir tatil yaşadık. Herşey çok güzeldi,insanların sıcaklığı,misafirperverliği,cana yakınlılığı. Kısacası hepsi tek kelimeyle mükemmeldi, emeği geçen herkese teşekkürler. Tekrar bir başka etkinlikte görüşmek üzere. Saygılarımızla Yasin&Seher (bugün üçüncü taksit hesabınıza geçecek)

Yasin ÖKTEM

---------------------------------------------------------------------------------

Değerli Okan kardeşim,

Eşimle birlikte, rehberliğini Sinan kardeşimizin yaptığı,  18.07 – 25.07.2004 tarihleri arasındaki Doğu Karadeniz Yaylaları turunuza katılmıştık. Orijinimizin Egenin taşrası sayılabileceği için aslında hiç de yabancısı olmadığımız fakat şehir hayatına dalıp da unuttuğumuz, ya da kısa süreli hafta sonu kaçamaklarıyla anımsayabildiğimiz, kırsal gezileri bize tekrar doyasıya yaşattınız. Hem de bunu çok hoş bir yer olan Ayder yaylasında ve oranın en güzel oteli sayılabilecek Kuşpuni de yaptınız. Deneyimli rehberiniz Sinan ile çok hoş doğa yürüyüşleri yaptık. Bazıları yorucu olsa da herşeye deydi. Zaten zahmetle bulunan ve gidilen yerler her zaman güzel olur. Kafamızın içi kelimenin tam anlamı ile temizlendi. Ciyerlerimiz temiz havayla, gözlerimiz sınırsız yeşille ve yeni coğrafyalarla, midemiz de nefis Karadeniz yemekleriyle bayram etti. Çok değerli insanlarla tanışıp yeni dostlar edindik.

Öncelikle bu organizasyonu yapan siz Bukla yetkililerine, bizimle çok yakından ilgilenen ve rehberliğinden çok memnun kaldığımız Sinan’a, sezonu kısıtlı da olsa, vıcık otellere inat, bir ev sıcaklığında olan Kuşpuniyi yaratanlara ve çalışanlarına, sürücü arkadaşımız Kemal’e çok çok teşekkürler ederiz. Son olarak çok şanslı bir şekilde buluşup da birlikte olduğumuz diğer grup arkadaşlarımıza ahenkli ve neşeli bir grup oluşturdukları için teşekkür ederiz.

Sonbaharda, eğer olanaklar el verirse, çadır konaklamalı yedigöller turunuza katılmayı da düşünüyoruz. Ya da başka bir zamanda, başka bir turunuza.

Kucak dolusu sevgiler, saygılar.

Sevgi – Celal BORATAV

--------------------------------------------------------------------------------

Hayatımda unutmadığım belli başlı tatiller olmuştur. Doğu Karadeniz Yaylaları tatilim de bunlardan biridir.
Herşeyiyle mükemmel geçen dolu dolu bir tatil..Neden bahsetsem, nereden başlasam bilemiyorum.

Doğa,manzara, yeşil, mavi, şelaleler, su sesi, dinginlik, sessizlik,dostluk, sevgi, keyif, yorgunluk, eğlence, mükemmel lezzetler, çiçekler ve aklıma şu an gelmeyen neler neler..HEPSİ VARDI...

15 kişilik grubumuz tam anlamıyla süperdi. Bizleri şarkılarıyla - oyunlarıyla yaylalarda, yollarda, akşam yemekten sonra her ortamda mest eden değerli öğretmen grubumuza ve diğer tüm arkadaşlara teşekkür ederim.

4x4 rehberimiz Sinan'a , Heva Abla'ya, Ayşe'ye, Manolya Abla ve eşine, Ali ve Alp'e, Okan Yenigün'ün annesi ve diğer akrabalarına, sabah şarkısı ile bizi uyandıran köyün delisine kısaca emeği geçen, sevgi ve dostluklarını paylaşan tüm ekibe çooooooooooook teşekkür ederim.

Yemekleriyle, şarkılarıyla, horonuyla  1 hafta boyunca Karadeniz ruhunu içimizde hissettik..

Daha nice güzel organizasyonlarda buluşmak ümidiyle..

Seviye Ünal
(11-18 Temmuz 2004 haftası grubundan)

---------------------------------------------------------------------------------

Merhabalar,
 
Seviye hanımın,asagıda yazdıgı guzel sozlere benim ekleyecek fazla bır seyım yok cunku o herseyı cok guzel yazmıs emegı gecen herkese cok cok tesekkur ederim.
 
sizlere kolay gelsin.
 
İsmet Yagcıoglu
 
(11-18 temmuz 3.grup)


.
.. Nihayet kafama uyan insanlarla gezebileceğim, kafama uygun turları bulabileceğim bir acenta keşfettim. Ne iyi ettiniz Bukla. Barış Bakoğlu

... Gazetelerde sayfa sayfa ilan veren acentelerle gezmeye alışmış biri olarak çok büyük tereddütlerle katıldım Buklamania'nın gezisine. Fakat gördüm ki Buklamania'nın kalitesi diğerlerinden çok çok öte. En güzel tatilimi Buklamania'ya borçluyum.  Naz Baltacı

...2 yıl önce kaçkar Gezisine katıldım, çok sıcak bir ortam vardı. Çok yakın arkadaşlıklar edimdim. Halen görüşüyoruz. Rehberler inanılmaz iyi niyetli ve cana yakındı. Sanki 20 yıllık arkadaşlarımla geziye çıkmış gibiydim. Hatta gezi demek zor çünkü para verdiğim bir ticari geziden değildi sanki, arkadaşlarımla uzun yıllar planladığım bir gezi gibiydi. Ve 2 yıl sonra Bukla'yı aradığımda beni tanımaları ve aynı sıcaklığı bulmam beni şaşırtıyor. Asya veya Ets veya onun gibi bi firmayı aradığınızda kimse size '' aaa Aslıcım nasılsın, özledik, görüşelim...'' demez. Kimse sizi sesinizden tanımaz. Ama benim acentam Bukla beni tanıyor. Sizleri iyiki tanıdım. İyiki o geziye geldim... Aslı Germiyan

...Ben ve eşim ilk kez doğa gezisine katıldık. Karadenizi bi başka gezi ile bu kadar iyi tanıyamazdık herhalde. Şimdi ikimizde horon ve tulum hastası olduk. Bazı akşamlar resimleri elimize alıyoruz tulum kasetini koyuyoruz ve gözlerimiz dola dola resimlere bakıyoruz. Ne günlerdi be :))  Haluk Erdem

...Hayatta 5 yıldızlı oteller dışında bir yerde kalmamış biri olarak, çadırın tadını aldım. Ne güzel bir şeymiş dedim ve kendime bir çadır ve uyku tulumu aldım. Bazı geceler balkonda çadır kurup tulumda yatıyorum. Siz hayatımı değiştirdiniz. Semih Ak

...Ağrı'nın Zirvesine çıkmak benim için bir hayaldi. Tur sırasındada kendimi hiç çıkabilecekmiş gibi görmemiştim ama rehberlerimizin gayreti, desteği ve moral takviyesi ile başardım. Şimdi Ağrı Dağı'na çıkan az sayıdaki insandan biri olarak kendimle gurur duyuyorum. Bu gururu bana yaşatan Bukla'ya teşekkür ederim. Gülsüm Polatoğlu

...Bizim Bukla. Ailemizin seyahat acentası işte. Daha ne diyim. Can Burak

...Okan ve Bülent, siz  tanıdığım en iyi rehberlersiniz. Bu işi severek yapıyorsunuz. Sevginizi de turda hissediyoruz. Bize o kadar pozitif enerji veriyorsunuz ki turun kötü geçmesi imkansız. Neşe Kırmızı

...Kamp sırasında diğer firmalar da vardı. Bizim ekipmanlarımız o kadar yeni ve kaliteliydi ki sanki Bukla'nın malzemeleri benimmiş gibi gurur duydum. Hakan Ulus

...Birçok tura katıldım ve ne kadar kazıklandığımı gördüm. Ama sizin Kaçkar turuna katıldıktan sonra ne kadar zor bir iş olduğunu ve aldığınız parayı son kuruşuna kadar hakettiğinizin farkına vardım. Hatta kendimi suçlu hissettim bu turun bedeli daha fazla olmalıydı diye. Dursun Ali Yılmaz 

Siz de yazın sizin duygularınızı'da yayınlayalım.

 

GEZİ NOTLARI

Bir düş: Kaçkarlar Dilek Ekşi 

Aşağıdan ağlayan buzağın bahar sesi geliyordu
Sesin geldiği yere döne döne bir patika iniyordu
Patikadan inerken başımı kaldırdım:  

Bir dağın tepesinde
Su göründü
Ve aşağıya yuvarlandı

Gözlerimi aşağıya çevirdim:

Bir kelebek
Kanatlarına
Mor dağ çiçeği esansı sürüyordu.  

Japonların haiku türündeki bu dizeleri Kaçkar’ı çok sade bir dilde anlatıyor.

Yükseklerdeki ağaçsız kahverengi-yeşil dağ sıraları, yüzünüze çarpan serinlik ve yakıcı güneş, süregelen su çağıltısı, göz alabildiğine uzanan taşlı platolar, aşağılarda yeşilin ebrulisinde ormanlar, her birine bir çocuğun saklanabileceği büyüklükte sık ve geniş yapraklı yayla otları,

som lacivert-mavi-yeşil buzul göller, kına yeşili benekleriyle büyük siyah taşlar, pembe,mor, sarı dağ çiçekleri, dalgın otlayan inekler arasında alımlı çalımlı salınan kocaman boynuzlu kalın enseli dik bakışlı boğalar ile Kaçkar sizi aniden gelip sarmalar, sis bulutu içinde kaybolursunuz.

Zirveye Çıkış

Sabah 5.15’de başlayıp saat:17:00-18:30 arası bitecek zirve yürüyüşü ile ertesi günü yaklaşık 8-9 saatlik bir trans geçişi yapmak yolculuğun en performans gerektiren günleri olacaktı.

Yola çıkınca yolcu yolun bir parçasıdır, artık anın içindedir, ne olursa yaşamak ve muhtemel oluşacak zor şartları kabul etmek zorundadır; bilekler şişmiş yürüyecek bir adım kalmamış, nefes alıp vermeler sıklaşmış, ciğerler oksijen azlığından körük gibi inip kalkmaya başlamış, sabah kahvaltısında ekmeğe katılan tahin helvası ve ara molalarda tüketilen çikolatalar yetmemiş enerji tükenmiştir, bu noktada devam etmek ile etmemek arası gidip gelmeler yaşanmaya başlanmıştır. Grubun gerisinde kalmamaya çabalarken bütün yorgunluğa rağmen yürüyebilmek için bedeni zorlamanın verdiği fiziksel acı yanında duygu ve mantık karmaşası yaşanır.

Bir taş, bir sonraki taş, daha sonraki taş.  İrili ufaklı granit renginde büyük taşlar, geçit vermez görünen kayalar uzar gider, artık toprak bitmiştir, yeşil tükenmiştir. Sönmüş bir kraterin ağzından yukarı tırmanırmışcasına ilerlerken dik eğimde ince gri kumlara serilmiş silme küçüklü büyüklü taşlar ayak altında kayar. Akılda başka gel-geç düşünceye izin vermeyen tek bir düşünce vardır: “hangi taşa basmalıyım, hangi taş daha az oynaktır?”. Hiç kimsede ses yoktur, tık yoktur sadece duyulan nefes sesidir.

Uzaktan bir kişi, sis bulutu içinde yamru yumru sivri kayalar üzerinde seken sırtları şişkin renkli gölgelerin yılanvari kıvrılışını düş-gerçek arası seyredebilir. Yılan çatal dilini zirveye doğru uzattığı anda Kaçkar’ın doruklarına yükselen bir nida duyulur, rehberin haykırışıdır: ‘aaaaauuuuuuuuhuhuhuhuhhh’

Kayaların arasından koyu lacivert bir göl çıkar, kar-buz kütlesi üzerinden geçerken  arkanızı döndüğünüzde karşı tepelerin üzerinde katman katman dev pembe beyaz buzulun görkemine şaşırırsınız.

Öldürücü bir yükseklik ile zirveye az kalmıştır. Kayalar, oynak taşlar bitip tükenmez, eğim artar, güneş yakıcıdır, eller ayaklar birbirine karışmıştır, filmlerde olduğu gibi zirvenin zeminine bir elim değer, sonra diğeri ve işte zirve. Küçük bir alan, bir bayrak ve zirve defteri. Hava çok açık olsa idi Ağrı Dağı ve Elburz dağlarını görebilecektik. Sis denizi aşağıda girdaplar oluşturuyor, şekiller çiziyor ve 360 derece dönüyorum. Dönme dolaba bindiğimde tepede asılı kaldığı süre boyunca küçük salınımlar yaparken ne zaman hareket edecek diye aşağıya göz ucu ile bakarken o anda ayağımı bir adım daha uzatsam ne olabilir aklıma gelmedi.

Türkiye’nin Ağrı, Süphan, Cilo-Sat dağlarından sonra gelen 3937 m. yükseklikteki dördüncü yüksek dağı Kaçkar ‘ın zirvesinde çağın modern iletişim cihazına sarılmaktan kendimizi alamadık:

--‘benim cep çekmiyor sen nasıl konuşabildin?’
--‘Şu köşeden çekiyor’
--‘Aaa, gerçekten şimdi çekiyor’. ‘Alo,..... şu an ne mi yapıyorum? Bulut denizinin kenarında, nemli taşlar üzerinde güneşleniyorum!....” .  

Italo Calvino ‘Görünmez Kentler’ kitabında İnce Kentlerden bahseder: Örümcek ağı kent Ottavia iki sarp dağ arasında boşlukta asılıdır,  kentin temeli bir doruktan bir doruğa halatlar, zincirler ve tahta köprülerle bağlanmıştır, bir örümceğin ördüğü ağ üzerinde insanlar yürürken boşluklara basmamaya dikkat ederek ince ilmiklere tutunmuş aşağıya sarkan hamaklar, çuval evlerde yaşarlar. Aşağıda yüzlerce binlerce metre hiçbir şey yoktur. Ottavia sakinlerinin boşluğa asılı yaşamları diğer kentlerdekine oranla çok daha güvenli. Herkes biliyor ki ağ daha fazlasını taşımayacak.

Kaçkardan Ağrı Dağına uzanan göksel bir kent var mıydı acaba? Bir mum bıraktım zirveden inmeden önce, eğer geceleyin solgun sarı bir ışık görürsem yükseklerde, bilecektim ki “evet yaşayanı var!”. O gece gökyüzünde geçip giden bulutlar arasında mum ışığımı aradım, sadece yıldızlar vardı, sonra ay çıktı, o kadar yorgundum ki gecenin soğuğunda çadırda uyku tulumuna kıvrılıp derin bir uykuya dalmışım.

Kamp alanımız Dilber Düzünde yanyana sıralı dağların rengi her an değişiyordu, sabah güneşinin kırmızısından ayın doğuşu ile gümüş-beyazlığa bürünüyordu. Gün içinde küme küme bulutların dağlara bıraktığı gölgeler geceleri başka gölge oyunlarına bırakıyordu, lüks lambaları ile aydınlatılan yemek çadırlarımızda kollar, eller, profilden yüzler karanlıkta çadırların dışına taşıyordu.

Gecenin zifiri karanlığında tuvalet ihtiyacı için elimizde fenerler ile sisin içinde uygun bir taş arkası ararken çocukken dinlediğimiz köy hikayelerindeki cinlerin, perilerin etrafımızda gezindiğini düşünmedik değil! Pür dikkat kesildiğimizden karşı dağların arasından aşağılara kıvrılan, kamp alanımızın ortasından geçen derelerin hiç dinmeyen sesleri, havanın diriliği, rüzgarın uğultusu, göğün rengi, etrafımızı kuşatan dağların dev karartıları hafızamızda bir elin çizgileri gibi barınacaktı. Algının en yüksek olduğu bu anda yabanıl bakirliğin ortasında bizler daha bir küçüktük. Bununla beraber, doğadan ayrı olmadığımızı taş, toprak gibi onun parçası olduğumuzu hissettiren bir bütünlük duygusu da içimizi kaplamaktaydı.

Naletleme Geçidi

Kaçkar silsilesinin güneyinden (Yusufeli) başlayan yolculuğumuz trans yürüyüşümüz ile kuzeyde sona erecekti. Güneyi kuzeye bağlayan naletleme geçidi olarak adlandırılan bir geçitten geçecektik.

Geçit boyunca bir rüya gördük, dünyaya benzemeyen başka bir gezegendeydik:

Kaçkar’ın dağları tüm şiddet ve hiddeti ile birbirlerine doğru yürümeye başlamışlar, ilerlerken bir noktada güçleri dengelenmiş ve oldukları yerde kala -kalmışlar, savaş sonrası geride topraksız büyük bir taş çölü ile derin bir sessizlik bırakmışlar. Artık öfkelerini durdukları yerde her kış sonrası büyük kar kütleleri aşağılara sürüklenirken kendilerinden bir parça vererek eritmekteler.

Yığın yığın taş parçaları üstünde güneşli ve çok açık bir havada yürürken aniden garip bir hava akımı hissedersiniz ayaklarınız kara basmıştır ve inceden inceye yüzünüze kar-yağmur damlacıkları değer ve biraz sonra kardan çıktığınızda dik eğimde taşlı patika ile karşılaşırsınız,  en yüksek noktasında artık kuzeyin başlangıç sınırına gelmişsinizdir, inişe geçmeden önce arkama baktığımda uzaklarda güneşli dağlar daha yakınımda karlı bölge ve döndüğümde yoğun bir sis tabakası vardır. Yanıbaşınızda yükselen dağların yamaçlarındaki girinti çıkıntılar sanki birer mask takmış insan yüz kabartmalarına benzerler. Tek bir yerden çıkmış çok başlılar, hüküm verircesine tahtında parmağını ileriye uzatmış eskiçağ Anadolu insanın çok tanrılarından biri olan‘Nanni’ dağ tanrısı ve  onlarcası siste kaybolana kadar sizi izlerler.

Orta Asya Türklerinden Tuva’lı bir şamanın elinde defi ile ateşin etrafında göklere doğru seslenerek döne döne transa gireceğini veya kafası kazınmış Tibetli bir budistin derviş misali yanınızdan tütsü buhurluğunu sallayarak geçeceğini düşünüyor olabilirsiniz, burası lanetlenmiş değil ancak kutsanmış olabilir.

Ayder’e Varış

Karadeniz gölünün kenarındaki iki günlük kamp sonrası Yukarı Çeymakçur ve Aşağı Çeymakçur yaylalarından geçerek  orman içindeki patika yoldan frambuaz ve dağ çilekleri yiyerek Ayder’e indik.

Ne yazık ki, Ayder tipik yayla özelliğinden çıkmış turistik bölgelerde görülen bozulmadan nasibini almış. Otantik görünümlü bir çok otel ve ev, az sayıda kalmış eski yayla evlerinin tabiat ile olan uyumunu  yakalayamamışlar.

Doğaya karşı mücadeleyle geçen altı gün gibi kısa  fakat biz şehir insanları için yoğun yaşanılan trans kaçkar yürüyüşünün sonunda kaldırımı olan parke taşlı yolları adımlamak, park etmiş arabaları görmek, turistik eşya satan dükkanları, yöre insanları ve turistleri ile Ayder’deki hareketlilik ilk anda farklı geldi. 

Siste yanık odunun kokusu, yaş toprak kokusu, çevre ormanlardan gelen değişik ot kokuları ve kaplıcanın bacasından çıkan dumanın kokusu kaynayan kazandaki mısır kokusuna karışmaktaydı. Sırtını yüksek ağaçlara vermiş dik yamaçlar üzerine temel atmış bacası tüten ahşap yayla evleri arasından naylon muşambalara oturmuş çocukların yağmur yağarken çimenler üzerinde kendilerini kızakla kayar gibi aşağıya bırakıyor olmalarını seyretmek ayrı bir zevkti.

Kemençe veya tulum var ise iki, üç, beş derken genişleyen halkada omuz omuza aynı ritmde önce yavaş sonra hızlı onlarca eller, kollar ve ayaklar hareket eder, omuzlar titrer. Bir bakmışsın ki sen de horona katılmışsın. Horon başının ‘şimdi eller yukarı oy oy hey hey, bir daha “aho”, hayde bir daha “aho oy oy”, bir iki, çih çih çih” gibi komutlarına uyarak horonla son gecemizi noktaladık.

Karadeniz türkülerinde bu coğrafyanın doğası ile gündelik yaşamın iç içeliği tıpkı Japon haiku şiirlerinde olduğu gibi  sadelik ve yalınlık içinde dile gelir:

“Kız tazeciksin/ sanki lahana filizi / sırtıma alayım seni / ister ağır ol ister hafif”

“Bilmem nereden akar / Habu derenun başi / Yol vermez ki geçeyim / İçinun çoktur taşi”

“Dedum e kız ne ağlarsun / Karli dağa yeşil düştü / Dedi nasil ağlamayım / Güzel yarum ele düşti”

Biz de ağzımızda bir türkü ile taş kemerli köprülerin altından kıvrılarak akan Fırtına deresinin Karadeniz’e kavuştuğu yerden Kaçkar’a içimiz buruk elveda dedik.

“Ey yarabbi çok şükür da / Gene geldum Kaçkar’a / Tulumciyi koydiler da canli canli mezara / Ey Mustafa Mustafa da hem söyler hem bağirur/ Yedim kuri pilavi da / boğazlarim ağirur” (*)

(*) Tulum çalmanın günah sayıldığı bir dönemde yörede tulumu ile ünlenen Mustafa Dayı doğduğu yer Pazar’da tulum çalmak için davet edildiği bir düğünde kendisi de bunu öğrenir, türkünün sözlerinin o düğünde çıktığı söylenir. (Kaynak:Aravani albumunden-Birol Topaloğlu)—türkünün orijinalinde ‘Gene geldum Pazar’a’ dır.

 

…BİR KAÇKAR MASALI… Müge Güngör

Saat 7.00 Kaçkar zirvesine doğru başlayacak olan turun kalkış saati. Yapılan son kontrollerin ardından dağlara açılan kapı aralanıyor.İnsanların yüzlerinde heyecan ve mutluluk bir arada.Birçoğumuz birbirimizi tanımıyoruz.Bayanların hakim olduğu bu muhteşem grubun çoğunluğu İstanbul’dan geliyor.Ardeşen ise Kaçkarlar’ın eteklerine giden yolun ilk durağı.

Gökyüzü bulutlu.Bir önceki gün yağan yağmurun serinliği yüzümüze vuruyor.Bu durum çok uzun sürmeyecek. Arhavi’den sonra güneye doğru ilerledikçe güneşin sıcak yüzü merhaba diyecek bizlere.Kıyı boyunca bir yandan adı gibi kara olan denizi bir yandan yeşilin her tonunun gizli olduğu dağların eşsiz manzarasını seyrediyoruz.Griye boyanan gökyüzünün havaya kattığı o tatlı serzenişin beni çocukluğuma götürdüğü an kahvaltı için duruyoruz.Yeni tanışmanın verdiği yabancılık henüz ifadelerden silinmemiş bir şekilde çaylar içildikten sonra yola devam ediyoruz.Çoruh boyunca ilerlerken sohbetler de koyulaşıyor.Yanımda kuzina her zaman ki gibi gülen yüzüyle bana bakıyor.Isınan hava, azalan nem kendini, terleterek belli ediyor.Gidilen 2-3 saatlik yolun sonrasında Yusufeli sessiz ve sakin bizi karşılıyor.Şimdi tülbent alma zamanı.

Bir yarım saatlik oyalanmanın ardından çadırlarımızın kurulacağı Hevek’e doğru ilerlerken minibüsümüzün tepesine yer tutan iki atmaca ki Okan ve Bülent yol boyunca rastladıkları meyve ağaçlarını talan ediyorlar.Tabi aracın içinde sıcaktan bunalım geçiren bizleri de unutmadıklarını söylemeden geçemiyeceğim.Yenilen kiraz ve dutların ardından ancak tek bir aracın geçeceği şekilde yapılmış olan yol bizi ilk kamp yerimize ulaştırıyor.Kamp alanı olarak seçilen yer dere kenarındaki ufak bir düzlük.Çadırlarımızın arkası ve önü tepeye bakıyor.Karşı tarafımızdaki yamaçlar ağaçlarla kaplı.Çantalar yerleştirilip çadırlar kurulduktan sonra akşam yemeği hazırlıkları başlıyor.Yemekte ateşte sucuk ve yumurta var.Tüm gezi boyunca Rehberimiz Bülent’in satmaya çalışacağı karpuzu da unutmamak lazım.Bizlere ilk öğretilen mapsen ve magzven kelimeleri ortalıkta duyulunca yukarıdaki küçük şirin kasabanın yolu da tutulmuş oluyor.Yemek sonrası kampımızın ilk ve son ateşi başında sohbet başlıyor.Rehberimiz Okan’ın söylediği “Aman Fatoş yandım Fatoş” şarkısı Rehber Bülent’in “Fuat Dayı Fıkraları” ve içimizdeki yaşça en büyük ama en azimli abisi Orhan’ın söylediği şarkılar unutulmazlar arasında yerini aldı bile.

Dere sesinin hakim olduğu bir geceden sonra cumartesi gününe kadar sürecek yürüyüşümüz başlıyor.İlk hedef Dilberdüzü.Yokuş yukarı doğru giden toprak yoldan küçük kasabayı geride bırakıyoruz.Bir noktadan sonra stabilize yol yerini  patikaya terk ediyor.Vadi boyu yokuş yukarı yürürken görebileceğiniz üzeri çeşitli ot ve çiçeklerle kaplı bir vadi, gökyüzünde güneş ve önünüzde kıvrıla kıvrıla akan bir dere, etrafınızda dağların esrarlı fısıltısı.Yüklerimiz